Salı, Mart 07, 2006

İnsandaki Kazanma Hırsı ve Sosyalizm

Yazıya başlamadan şu konuda “genel bir uyum” sağlamak mümkün mü acaba?

İnsanoğlu/kızı, kazanmak ister…Kazanmak için hırs sahibidir…Bu hırs, kazanmak içn bazen haketmediği halde sahip olma isteğini de beraberinde getirebilir. Yani, yalan söyleyerek, gerçeği gizleyerek veya konulmuş kuralları biraz eğip bükerek rakiplerinin önüne geçerek, hakkı olmadığına da sahip olmak ister.

Bu konuda hemfikir miyiz?

Hadi canım ne alakası var? İnsanoğlu/kızı sütten çıkma ak kaşıktır. Hakkı olmayana gözünün ucu ile bile bakmaz. Bunu teşvik eden ideolojileri ortadan kaldırdık mıydı bütün problemler çözülür” diyenleri pamuklara sarılmış yaşantıları ile başbaşa bırakarak devam edelim.

Evet böyledir. Böyle olduğunun en basit kanıtı ise bütün ama bütün ciddi, resmi spor karşılaşmalarının en az bir tane hakeme gereksinimi olmasıdır. Mahalle aralarında oynadıklarımız dışında hakem gerektirmeyen bir oyun benim aklıma gelmiyor.

Tamam, iki taraf da kazanmak veya en azından kaybetmemek istiyor. Aslında iki taraf da kuralları biliyor, oyunun amacı belli. O zaman hakeme ne gerek var?

Gerek var, çünkü iki taraftan biri veya ikisi de rakibi engellemek, topu ele geçirmek, karşı tarafa sayı yapmak için hırs sahibi, bu hırsı onu, kazanmak için, faul yapmaya, kural dışı oynamaya itebiliyor.

İşte bu noktada, tarafsız olan hakem, kuralların iki tarafça da ihlal edilmediğini tespit etmek ve ihlal edenleri uyarmak, gerekirse cezalandırmakla yetkili, sorumlu ve görevli.

Bu girişle birlikte anlatmak istediğim asıl konu şu: Kazanma hırsı – ve daha ilerisi olan açgözlülük insanın ölümcül günahlarından biri olarak görülür ve olmaması tavsiye edilir. Cennete veya yeryüzündeki mutluluğa ancak bu günahtan arınıldığı ölçüde ulaşılabildiği söylenir.

Ve, buraya dikkat, kapitalizmin bu hırsı ve açgözlülüğü körüklediği, teşvik ettiği söylenir. Kötü birşeyi teşvik ettiği için kapitalizmin de kötü olduğu ve yokedilmesi gerektiği söylenir.
Sosyalizm ve komünizm ise bunun tam tersini öğütlediği için toplum adına fedakarlığı teşvik ederek, bireysel mutluluk ve çıkarlardan fedakarlık yapıldığı zaman toplumsal mutluluk ve hedeflere ulaşılabileceği söylenir. Sosyalist ahlak insandaki bu hırs ve açgözlülüğü tedavi (!) edecek ve insanın içindeki, kapitalizmin kirlettiği, ruhu temizleyecekti.

Eğer bu doğru ise, yazımın başındaki oyunlarda hakem gerekliliğinin de sosyalizmi benimsemiş toplumlarda olmaması gerekmez mi (veya gerekmez miydi?)

Bakıyoruz 70 sene sonra o zamanki adı ile SSCB’de, Çin’de, Arnavutluk’ta, Küba'da, Kore'de futbol maçları hakemsiz mi oynanmış?Yo…

Oyuncular maçlarda “yoldaş, demin topu ayağından alırken yaptığım fauldü. Buyur top senindir” dememiş. O öyle demediği için de karşı taraf “olur mu proleter kardeş, yaptığın kurallara uygun bir şarjdı, top halkımızın emdiği helal süt kadar senin hakkındır” dememiş.

Yani, insanın içindeki o pis(!), kirli (!), bütün kötülüklerin anası, cennete gitmeyi, toplumsal barış ve huzuru engelleyecek(!) kazanma hırsı ne binlerce yılın dini telkinleri ne de onlarca yılın sosyalist beyin yıkamaları ile tedavi(!) edilememiş.

Peki o zaman yazının ana fikri ne? Herkes hırs sahibi olsun, açgözlülük iyi birşeydir. Birbirimiz yiyerek gelişebiliriz, filan mı?” diyenlere peşinden gidilebilecek tek rehberin “rasyonel bencillik” olduğunu söylemekler yetineceğim. Gerisini araştırmak onlara kalmış.
Belki ileriki yazılarda bunu daha da açarız.