Toplumsal Uzlaşma nedir, altında yatan düşünce kime aittir?
Geçenlerde üyesi olduğum bir grupta "Cumhurbaşkanlığı Seçimi için "toplumsal uzlaşma" arandığı ve hatta bunun için de "görüşleri toplamak adına" bir inetnet sitesi kurulduğu mesajı gelince ben de şöyle bir yanıt yazdım :
----------------------------------------------------------------
Merhaba,
Fırsat bu fırsat ben de "uzlaşma"
- cok matah birşey
- birlikte yaşamanın temel kriterlerinden biri
- üstelik farklısını düşünmenin, akılsızlığın dikalası
olarak kabul edilmiş konusu üzerine huysuzluk yapayım:
Savunucularının aksine, uzlaşma, herkesi mutlu etmez....Hatta tam tersi uzlaşma herkesi mutsuz eder...
Çünkü taraflardan hiçbiri istediğini tam olarak alamamıştır.İstediğini tam alamayan insan da kaybettiklerini düşündükçe huzursuz olur.
Genel tatmin sağlanamadığı gibi herkes genel anlamda bir hoşnutsuzluk/kırgınlık sahibi olmuş demektir.
Herkesin herşeyi olmaya çalışanlar, kimsenin hiçbirşeyi olamaz...Herkese yaranmaya calışanlar sonuçta kimseye yaranamaz...
"Toplumsal uzlaşma" derken herşeyden önce "toplum"un içine kimlerin gireceğinin sınırları çizilmiş mi?
Yani bir dinci de bir laik de, bir sosyalist de bir faşist de, bir homofobik de bir homoseksüel de bu "toplum" içinde yer alacak mı? Almayacaksa kimin dairenin içinde olduğu kimin dışarıda bırakılacagının kararını kim verecek?
Bu ayırım başladıktan sonra da "tek bir toplum" değil de "toplumcuklar" sahibi olacağımız kesin değil mi? (E zaten "parti"ler de bu sebeple var değil mi?)
Yok, "toplumun içine herkes girecek" deniyorsa, hem bir ateiste, hem bir çevre düşmanına, hem bir dindara, hem bir çevre gönüllüsüne, hem bir AB yanlısına, hem de bir "Ortak İslam Pazarı" gönüllüsüne "seçilmesinde zarar yok" görünen bir kişi hangi özelliklere sahip olmalı göremiyor muyuz?
Sonuçta adına "toplumsal uzlaşma" denilen kavramın da aslında tek bir kişinin fikrinin daha çok kişiye kabul ettirilmesinden başka birşey olmadığını görmüyor muyuz?
Sonra bu toplumsal uzlaşmanın dışında kalan "arkadaş"ları ne yapacağız? Onları "azınlık hakları" ile mi donatacağız yoksa "bize ne, toplumsal uzlaşı dairesine girseydin" deyip dışlayacak mıyız?
Demek istediğim, bazı kavramlar didik didik edildiğinde içi boş, kendisi problem yaratan, hatta tehlikeli hale gelebiliyor.
Şurası belli ki bütün bu çalışmanın nedeni "kötü"nün karşısına daha iyiyi (Kime göre?Neye göre daha iyi?) değil ,"daha az kötü" olanı çıkarmak..
Hadi yazıyı Ayn Rand Teyzem'den değil de, Atatürk'ten bir vecize ile bitireyim "Ehven-i şer, şerlerin en kötüsüdür"
Yanlışsam, "yanlışsın" deyin :)
Sevgiler, saygilar
----------------------------------------------------------------
Merhaba,
Fırsat bu fırsat ben de "uzlaşma"
- cok matah birşey
- birlikte yaşamanın temel kriterlerinden biri
- üstelik farklısını düşünmenin, akılsızlığın dikalası
olarak kabul edilmiş konusu üzerine huysuzluk yapayım:
Savunucularının aksine, uzlaşma, herkesi mutlu etmez....Hatta tam tersi uzlaşma herkesi mutsuz eder...
Çünkü taraflardan hiçbiri istediğini tam olarak alamamıştır.İstediğini tam alamayan insan da kaybettiklerini düşündükçe huzursuz olur.
Genel tatmin sağlanamadığı gibi herkes genel anlamda bir hoşnutsuzluk/kırgınlık sahibi olmuş demektir.
Herkesin herşeyi olmaya çalışanlar, kimsenin hiçbirşeyi olamaz...Herkese yaranmaya calışanlar sonuçta kimseye yaranamaz...
"Toplumsal uzlaşma" derken herşeyden önce "toplum"un içine kimlerin gireceğinin sınırları çizilmiş mi?
Yani bir dinci de bir laik de, bir sosyalist de bir faşist de, bir homofobik de bir homoseksüel de bu "toplum" içinde yer alacak mı? Almayacaksa kimin dairenin içinde olduğu kimin dışarıda bırakılacagının kararını kim verecek?
Bu ayırım başladıktan sonra da "tek bir toplum" değil de "toplumcuklar" sahibi olacağımız kesin değil mi? (E zaten "parti"ler de bu sebeple var değil mi?)
Yok, "toplumun içine herkes girecek" deniyorsa, hem bir ateiste, hem bir çevre düşmanına, hem bir dindara, hem bir çevre gönüllüsüne, hem bir AB yanlısına, hem de bir "Ortak İslam Pazarı" gönüllüsüne "seçilmesinde zarar yok" görünen bir kişi hangi özelliklere sahip olmalı göremiyor muyuz?
Sonuçta adına "toplumsal uzlaşma" denilen kavramın da aslında tek bir kişinin fikrinin daha çok kişiye kabul ettirilmesinden başka birşey olmadığını görmüyor muyuz?
Sonra bu toplumsal uzlaşmanın dışında kalan "arkadaş"ları ne yapacağız? Onları "azınlık hakları" ile mi donatacağız yoksa "bize ne, toplumsal uzlaşı dairesine girseydin" deyip dışlayacak mıyız?
Demek istediğim, bazı kavramlar didik didik edildiğinde içi boş, kendisi problem yaratan, hatta tehlikeli hale gelebiliyor.
Şurası belli ki bütün bu çalışmanın nedeni "kötü"nün karşısına daha iyiyi (Kime göre?Neye göre daha iyi?) değil ,"daha az kötü" olanı çıkarmak..
Hadi yazıyı Ayn Rand Teyzem'den değil de, Atatürk'ten bir vecize ile bitireyim "Ehven-i şer, şerlerin en kötüsüdür"
Yanlışsam, "yanlışsın" deyin :)
Sevgiler, saygilar

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home